Venedik ’10

Venezia – June’10

Çanlar çalınııır..

Venedik’in yeri ayrı bende, ne de olsa ayak bastığım ilk yurtdışı toprağı :) çan sesinin de yeri ayrı artık, çünkü gözlerimi kapayıp o atmosfere gitmek istediğimde, eğer çan sesi yoksa olmuyor olmuyor olmuyor.

Bir de uçaktan indiğinizde manzara aşağıdaki gibiyse, “neden ama neden” oluveriyorsunuz.. Ama sonra hemen geçiveriyor :)

Sonra başlıyorsunuz deli gibi yağan yağmura rağmen keyfini çıkarmaya.. Şemsiyeniz kırılabilir, ya da ayakkabınızın içi komple su dolabilir, bu yağmursa eğer, İstanbul’da yağan nedir peki diye sorabilirsiniz bile. En iyisi en yakın pizzacıya gidip karnınızı doyurup lavobodaki el kurutma makinesinde paçalarınızı kurutmaya bakın derim :)

Sonra da çarşı pazar gezme aşaması, ki kendisi en sevdiğim aşamadır :)

Karşımıza, bundan sonra gideceğimiz istisnasız her şehirde göreceğimiz, “I love Italy” ve türevleri çantalar çıkacak. Hemen bir tane alacağız tabi ki, turist olmanın şartı gereği..

Sonra da içi boş kalmasın diyip, incik boncuk ne varsa alıp dolduracağız :) Özellikle de Venedik denince akla gelen bu cam şaheserlerle.. Kendileri Venedik’te bir ada olan Murano Adası’nda yapılıyormuş, tamamen el işçiliği

Benim favorime gelinceee.. :) bu küçük torbacıklardaki küçük balıkcıklar ve onlardan kolye ucu yapmayı akıl etmiş kişilik :) puanım 9. 1 puanı “neden benim aklıma gelmedi ki bu” kıskançlığımdan dolayı kırıyorum evet.

Çarşı pazar olaylarını noktalayıp eve dönme zamanı geldi artık derken, bir de kanal turu yapsak mı diye etrafa göz atıyoruz. Ama aşağıdaki tabloya çarpıyor gözümüz. 1,5 euro’luk bir tuvalet :) 3,5 TL de diyebiliriz sanırım.. işte orda başlıyoruz endişelenmeye, nasıl yetecek bu para bize 1 hafta :)

Ama neyse ki şemsiyemiz var deyip teselli bulup, otelimize doğru gidiyoruz ki hasta olup bütün geziyi yalan etmeyelim :)

Comments are Disabled